Klasik Çin tıbbında insan yaşayan evrenin bir parçası olarak kabul edilir ve herşeyin içinde varolan evrensel gücün insanın da içinde bulunduğuna inanılır. “Chi” adı verilen bu enerji insan vücudunda “meridyen” denilen kanallarda dolaşır. Akupunktur yöntemi ile bu kanallarda meydana gelen enerji dolaşım engelini ortadan kaldırarak dengeyi sağlamak ve bu şekilde hastalığı önlemek amaçlanır.
İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir. Vücudumuzda bu gücü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır ki, bunlara “akupunktur noktaları” denir. Bu noktalar uyarılarak vücudumuzdaki enerji dolaşımı normale döndürülür ve hastalık hali ortadan kaldırılır. Böylece organizma ilaç tedavisine gerek kalmadan, kendi olanaklarıyla hastalığın ortadan kalkmasını sağlar. Hastalığın belirtilerine değil, nedenine yönelik bir tedavi metodudur.
Hipokrat canlıların kendi kendilerine iyi olma kudretlerinden ve iç hekimden bahseder. Paracelcus, “Hiçbir hayat sadece dış hekimin çabalarıyla varolamaz; dış hekim, iç hekime yardımcı olabilir.” der.
Akupunktur organizmanın kendi kendini tedavi ettiği bir metottur ve en önemli özelliği yan etkisinin olmamasıdır. Bu tedavi metodunu üç ana başlık altında toplayabiliriz:
Çeşitli hastalıkların tedavisi
Analjezi-anestezi
Alışkanlık tedavisi
Özellikle Uzakdoğu ülkelerinde kullanılan ilaçsız tedavi yöntemi
akupunktur, Türkiye’de de hızla yaygınlaşmaktadır. Üniversitelerde ders
olarak okutulan akupunktur, alternatif tıp olarak
değerlendirilmemelidir; binlerce yıllık geçmişiyle akupunktur tıbbın
kendisidir.
Akapunktur Felsefesi
Batı düşüncesi olayları sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirir. Çin
düşüncesine göre ise, çeşitli olgular bir bütünlüğün parçasıdır ve
birbirleriyle ilişki içindedir.
Düşünce temelindeki bu farklılıklar, tıbbi uygulamada da kendini gösterir. Batı tıbbı analitiktir; derin nedensel bağlantılara girer, ayrıntılı sınıflamalar yapar. Çin tıbbında ise, semptomlar ve bulgular hep birlikte değerlendirilerek toparlanır ve bir bütüne varılmaya çalışılır. Çin tıbbına göre hastalık belirli bir zamanda, belirli bir kişide ortaya çıkan bir olgudur. Hastalık değil, hasta ön planda değerlendirilir. Buna göre, Tradisyonel Çin Tıbbı’nda mental (zihinsel), emosyonel (duygusal) ve fiziksel bulgular birlikte ele alınır.
Vücutta Yin ve Yang adı verilen birbirine zıt, ancak uyum içinde iki eneji vardır. Bunu gösteren ambleme Taiji (Büyük İkilem) denir. Siyah Yin’i, beyaz Yang’ı simgeler. Ancak, Yin’in içinde Yang, Yang’ın içinde de Yin vardır. Yin ve Yang’ın dengelenmesi normalliğe, dengenin bozulması anormalliğe yol açar. Dengesiz Yin ve Yang, denge arayışı içerisinde sürekli kendilerini değiştirirler. Bu dengenin sağlanması için doktor iğneler ile, ilgili akupunktur noktalarını uyararak hastayı tedavi eder.
Akapunktur Tarihçesi
Çin’de iğne ve ısı anlamına gelen “Chen-chin” ile adlandırılan bu
tedavi yöntemi, Batı’da akus (iğne) ve punctura (batırmak) sözcükleri
birleştirilerek, “akupunktur” olarak adlandırılmıştır.
Tradisyonel Çin Tıbbı (TCM), yaklaşık 3000 yıllık bir süre içerisinde gelişmiştir. II. Shang Hanedanı dönemine ait arkeolojik kazılarda tıbbi konuların anlatıldığı taşlar ve akupunktur iğneleri bulunmuştur. Noktaların yerleşimini gösteren şemalar ilk olarak İ.S. 317-581 yılları arasında çizilmiştir. Avrupa’da ise akupunktur ile ilgili ilk kitapların yazılması 1600’lü yıllara rastlar.
1972’de ABD Başkanı Richard Nixon beraberindeki büyük bir heyet ile Çin’e resmi bir ziyaret yapmıştır. Bu ziyaret programı içinde Çinli doktorlar Amerikalı heyete “akupunktur anestezisi altında yapılan cerrahi bir operasyon” izletmişlerdir. Bu olaydan sonra, akupunkturun Batı’da popülaritesi artmış; uygulanması ve incelenmesi bütün dünyada yaygınlık kazanmıştır.
Uyarı noktaları Ve Uyguluma
Uyarı noktaları
İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir ve bu gücü
harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır. İnsan vücudunda bin
kadar uyarı noktası vardır ve bu noktalardan 650-700 tanesi kullanılır.
Her hastalık için ayrı program ve ayrı noktalar bulunmaktadır. Önemli
olan doğru bir teşhisle, hangi noktaya nasıl bir uyarı yapılacağıdır
(lazer, iğne ya da hangi iğne); bu çok iyi bilinmelidir. Akupunktur
tedavisinde sırt, boyun, el, kulak ve vücudun diğer bölümleri
kullanılır. Birçok hastalığa ilişkin en çok uyarı noktasının bulunduğu
uzuvlar ise eller ve kulaklardır.
İnsan vücudundaki belirli akupunktur noktalarına iğneler sayesinde yapılan uyarılarla organizmanın hemen her yerine ulaşabilecek haberler iletilmektedir. Bu iletişim, akupunktur noktasını oluşturan hücrelerden lokal hücresel uyarıların sinir terminallerine ve son olarak da beyne ulaşır. Beyin de bu uyaranı gerekli organlara ulaştırır ve ilgili organ ve uzuvlardaki enerji dengesi düzelir. Dolayısıyla hastalık da ortadan kalkmış olur.
Lazerle akupunktur
Lazer bir ışıktır. Bildiğimiz, kullandığımız ışığın konsantre edilmiş
hali olduğu söylenebilir. Bazı hastalıkların tedavisinde ya da kimi
zaman hastanın tercihi doğrultusunda iğne yerine lazer kullanılmakta,
iğne batırılarak uyarı yapılacak noktaya lazerle uyarı verilmektedir.
Özellikle ameliyatlar ve kazalar sonrası kalan izlere karşı lazerle
akupunktur son derece etkili sonuçlar vermektedir. Ayrıca, çocukların
tedavisinde iğneye alternatif olmaktadır.
Nasıl iğne ?
Eskiden Çinliler sivri taş parçaları kullanmaktaydı. Bangkok’ta ise bu
amaçla bambu kamışının kullanıldığı biliniyor. Akupunktur yöntemi ile
tedavide önceleri altın kullanılmıştır. Altının elektirik potansiyel
farkını alışı ve düzeltişi çok önemlidir. Bu yüzden altınla tedavi
uygulanan hasta çok daha kolay ve çabuk iyileşme göstermektedir. Ancak
bütün bu olumlu özelliklerine karşın altının oldukça pahalı ve yumuşak
bir madde olması dolayısıyla akupunktur sırasında vücuda uygulanması,
gereken noktalara batırılması zor olmaktadır. Buna bir çözüm yolu
bulmak amacıyla, altını iğne haline getirirken içine bazı metaller
konmuştur. Altının pozitif bir etkisi vardır. Gümüş de çok iyi bir
akupunktur iğnesi olmasına rağmen, biraz negatifliğe yönelik bir
özellik göstermektedir. Günümüzde ise, dünyada altın ya da gümüş iğne
kullanılmamaktadır. Elektriği altın kadar iyi ileten standart bir
çeliğin üretilmesi ile bütün dünyada bu yeni metal kullanılmaya
başlanmıştır.
Akapunkturda Kulağın Önemi
Kulakta bedenin hemen hemen her uzvuyla ilgili bir akupunktur noktası
bulmaktadır. Örneğin, insanın bağırsağı, kalbi, karaciğeri ile ilgili
noktalar kulağında mevcuttur. Bu yüzden akupunktur tedavisinde vücutla
beraber veya tek başına kulaktaki noktalar kullanılmaktadır. Öte yandan
kulağın bu özelliği, hastalığın belirlenmesine, deteksiyona yardımcı
olmaktadır.
Akapunktur ve zayıflama
Şişmanlık
Şişmanlık nedir ?
Dünyada şişmanlık
Neden kilo almak/vermek istediğimizde zorlanırız ?
Vücut-Kitle indeksi nedir ?
Akupunktur ve zayıflama
Akupunkturla neden daha kolay ve kalıcı zayıflanır ?
Şişmanlık (Obezite)
Şişmanlık, vücutta yağ dokusunun normalden fazla olmasıyla karakterize bir hastalıktır.
Şişman bir kişi ayrıntılı tetkiklerden geçirildiğinde, bazen hiçbir anormalliğe rastlanmayabilir. Bazen fiziksel olarak da bir belirti yoktur. Ancak, diğer yandan tip II şeker hastalığı tanısı konmuş hastaların % 60’ı şişmandır. Yine, vücuttaki yağ dokusunun artması ile, hormonal-metabolik hastalıkların ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkması ya da ağırlaşması arasında doğrudan bir ilişki olduğu bilinmektedir.
Pekiyi, öyleyse neden gereğinden fazla besin tüketiriz? Şişmanladığımızı göre göre neden buna devam ederiz? Bu soruların yanıtları araştırılmış ve obez kişilerin yemek yeme konusunda daha çabuk uyarıldıkları, damak tatlarının daha gelişmiş olduğu, daha geç doydukları ve yemek yeme işinin günlük yaşamları içinde kafalarını daha fazla meşgul ettiği gözlenmiştir.
Genetik, metabolik, hormonal ve sinirsel birçok karmaşık sistem şişmanlığın oluşmasında rol oynar. Aile yapısı, beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı, psikolojik sorunlar bu karmaşık sistemin herhangi bir basamağında etkili olarak şişmanlığa giden yolu açar.
Obezite bir hastalık olduğu için, bir diyet uygulayıverip bırakmakla ortadan kaldırılamaz. Yeni beslenme alışkanlıkları ve yeni bir yaşam şekli gerektirir. Obezitenin de, şeker hastalığı ya da yüksek tansiyon gibi, yaşam boyu takip edilmesi gerekir.
Şişmanlık sıklığı dünyada gittikçe artmaktadır. Ortalama sıklık % 25 olarak verilmektedir; bu yüzdeye şişman olmayıp ideal kilosunun üzerinde olanlar da katılınca oran % 50’ye ulaşmaktadır.
Obezite sıklığının artmasının nedenleri:
- Sosyo-kültürel faktörler,
- Biyolojik faktörler,
- Davranışsal faktörler,
- Gıda çeşit ve alımının artması ve kolaylaşması,
- Alkol tüketiminin artması,
- Teknolojinin ilerlemesi ile günlük eneji tüketiminin azalması,
- Özellikle çocukluk çağında bilgisayar ve televizyon karşısında
geçerilen zamanın artması ile yağlı ve katkılı yiyecek tüketiminin
artması.
Yenilen besinler, vücudumuzda metabolik olaylar
sonucunda yakılır ve bu yanmadan elde edilen ısı ve eneji, hayatsal
fonksiyonların işlemesi için kullanılır. Metabolizma hızını, vücut
kendisi ayarlar; Yani vücut az ya da çok enerji harcayabilme yeteneğine
sahiptir. Ancak, harcanacak eneji miktarı vücudun alışık olduğu
kilosunu korumaya yönelik olarak ayarlanmıştır. Bu nedenle kilo vermek
amacıyla az kalori alındığında, metabolizma hızı düşer ve bünye kilo
kaybetmemek için kendini korumaya çalışır. Vücudumuz, kendi alışık
olduğu kilosunu koruma çabasındadır.
Diyet yapan birçok kişi çok az yedikleri halde, çok yavaş
zayıfladıklarından yakınırlar ve çoğu zaman da sabredemeyerek diyete
son verirler. Bundan sonra da eskisi gibi yemeye başlayınca, verilen
kilolar çok daha hızlı bir şekilde geri alınır ve eski kiloya
ulaşılınca kilo artışı durur.
Bunun benzeri bir durum kilo almak isteyenlerde de görülür; günlük gıda miktarlarının iki veya üç katını yeseler bile çok az kilo alabilirler.
Vücudun kilo vermeye gösterdiği bu direnç, insanoğlunun binlerce yıllık geçmişinde yaşadığı doğal afetler, savaşlar, hastalıklar nedeniyle aç kalmaktan ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki, 20. yüzyılın sonunda bile dünyada açlık çeken bölgeler vardır.
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:
Kilo vermek için çok aceleci olmamak gerekir. Haftada 15 kg. verdiren
mucize diyetler son derece sakıncalıdır ve bu derece hassas çalışan bir
metabolizmayı bozmaktan başka işe yaramaz. Günlük 1000 kalori altındaki
diyetler kalp kasında hasarlara neden olacak ölümlere yol açabilir.
Haftada 0.5-1 kg. vermeyi sağlayan diyetler güvenli olduğu kadar,
kalıcı sonuçlar da sağlar. Daha hızlı kilo vermek isteyenler, bunu
biraz egzersiz yaparak gerçekleştirebilirler.
Pratikte şişmanlığın ölçümü için kullanılan çok basit iki yöntem vardır:
1. BMI (Beden Kitle İndeksi) = Vücut ağırlığı (kg.) / boy² (m²)
<19
zayıf
19-25
normal
25-30
fazla kilolu
30-40
şişman (obez)
>40
çok şişman (morbid obez)
2. Bel çevresi ölçümü:
Erkeklerde 102 cm., kadınlarda 88 cm. üzeri riskli görülmektedir.
Beden kitle indeksi ve bel çevresi ölçümü arttıkça, ortaya çıkacak tıbbi sorunların en önemlileri şunlardır:
- Kalp-damar hastalıkları
- Tip II şeker hastalığı
- Hipertansiyon
- Safra taşları oluşumu
- Karaciğer yağlanması
- Uyku ve solunum problemleri
- Eklemlerde dejeneratif değişiklikler; özellikle bel, diz, kalça gibi vücut yükünü taşıyan eklemlerde kireçlenme.
Akupunktur ve zayıflama
Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo
verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi
ile mümkün olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında,
akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.
İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.
Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi sorunlar engellenir.
Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.
Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.
Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri
artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon
sağlar. Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin
kısıtlanmasından dolayı huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.
30-40 kg. fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet
yapmaları gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle bir sabır olmadığı için,
her pazartesi başlanan diyetler, her cumartesi sona erer. Böylece sık
sık yapılan diyet denemeleri sonucu her geçen günkilo vermek daha da
zorlaşır. İşte, bu gibi hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar
sağlar ve hasta 1 yıla kadar uzanan bir zaman diliminde onlarca kilo
verebilir. Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesinin nedeni,
akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca
hasta kilolarının eridiğini gördükçe daha çok motive olup, bu işe dört
elle sarılmaktadır.
Akapunktur Ve Sigara Bırakma
Akupunkturla Sigara Bırakma Tedavisi
Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir ?
Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir ?
Akupunktur ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir ?
Sigarayı Neden Bırakalım ?
Sigara neden zararlı ?
Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur ?
Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir ?
Sigarayı bırakma yolları nelerdir ?
Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadığı tipik kaygı ve sorunlar nelerdir ?
Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir ?
Yapmanız gereken tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu,
insanın yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı
verdikten sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık
sağlayacaktır.
İnsanlarda serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır. Bunlar beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygular ile ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha atınca, mutlu bir haber alınca ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince, bir yeriniz acıyınca serotonin ve endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara içenlerde serotonin – endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut otonomisini kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara içilir ya, işte, açıklaması budur.
Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin serotonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar yaşar. Beyin ancak 72 saat sonra eski görevini yapmaya başlar.
Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse,
sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur ile tedavi, kişinin
sigara içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetleri ortadan kaldırır.
Böylece sigara içmemeye karar vermiş olan kişi, bunu hiç zorlanmadan
başarır; çünkü, akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek
duymadan serotonin ve endorfin salgılaması için uyarır ve bundan sonra
da beyin eski otonomisini kazanır.
Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?
Üç gün üst üste 20 dk.lık 3 seans tedavi uygulanır. Toplam 1 saat süren
bir tedavidir. Böylece 72 saatlik en zor geçen dönemde vücut kontrol
altındadır. Daha sonra hastanın bağımlılık derecesiyle bağlantılı
olarak ek seanslar yapılabilir, ama genellikle buna gerek kalmaz.
Tedavi süresince tek bir sigara bile içilmemesi ve nikotin preparatları
kullanılmaması gerekir. Aksi halde, başladığımız noktaya geri döneriz.
Akupunktur tedavisi ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?
%90 – 95 gibi yüksek bir başarı oranı vardır.
Sigara neden zararlı?
Tütün kullanımı yaklaşık 200 yıl öncesine kadar gidiyor. İlk zamanlarda
tütünün sağlığa iyi geldiği düşünülüyordu. Sigaranın zararları 1950’li
yıllara kadar çok fazla bilinmiyordu. Ancak, daha sonraki yıllarda
yapılan araştırmalar, sigaranın insan sağlığına gerçekten zararlı
olduğunu ortaya çıkardı. Sigara dumanında sağlık açısından zararlı
yüzlerce (bu sayı abartılmamıştır) madde bulunmaktadır. Örnek vermek
gerekirse, bunların en çok bilinenlerinden birkaç tanesi ; amonyak,
terebentin, kadmiyum, insektisitler, naftalin, aseton, arsenik, formal,
hidrojen siyanür, radon, polenyum, deterjanlar…
Bunların bir çoğu kanserojendir. Ayrıca tütün ve sigaranın sarıldığı
kağıdın yanmasından dolayı açığa çıkan maddeler ve katran da yine
konserojen maddeler arasındadır.
Kalıp – Damar sağlığı açısından özellikle tehlikeli olan maddeler ise
nikotin ve karbonmonoksittir. Nikotin kalp artışlarını hızlandırır,
tansiyonu yükseltir, kan pıhtılaşmasını arttırır. Yani kalbin yükünü ve
oksijen ihtiyacını arttırır. Bütün yanma olaylarında açığa çıkan
zehirli bir gaz olan karbonmonoksit ise, kandaki oksijen ile birleşerek
kanda bulunan oksijen miktarını düşürür. Sonuç olarak nikotin nedeniyle
oksijene gereksinimi artmış olan kalp, kanda yeterli oksijeni bulamaz
ve işi çok daha zorlaşır.
Sigara kullanımı ile doğrudan ilişkisi olduğu kanıtlanmış hastalıkları şöyle sıralıyalım:
Ağız kanserleri, sindirim sistemi kanserleri, solunum sistemi
kanserleri, akciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, ülser,
mesane kanseri.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyada 1 milyar 100 milyon insan sigara içiyor.
Erkekleri %47si, kadınların %12’si sigara tiryakisi. Ayrıca, son
yıllarda sigara içen kadınların sayısında nispeten daha fazla bir artış
olduğu gözlemlenmektedir. Bu da dünyaya yeni gelecek nesillerin
sağlığını direkt olarak etkileyecektir. Son rakamlara göre, dünyada
yılda 3 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmektedir.
Şimdi hemen yeri gelmişken önemli bir konuya değinmek gerekiyor.
Örneğin; akciğer kanserinin sigaraya bağlı olarak meydana geldiği
heryerde söyleniyor. Fakat siz daha geçen ay akciğer kanserinden ölen
bir tanıdığınızın hiç sigara içmediğini biliyorsunuz ve uzmanların
biraz fazla abarttığını düşünüyorsunuz. Bunun açıklaması şöyle: Akciğer
kanserinin 4 türü vardır; hatta bunların da alt grupları vardır.
Bunların içinde sigara kullanımı ile doğrudan ilgili olanlar (%60)
zaten en sık görülen kanser türleridir. Sigara ile ilgisi olmayan ise,
çok daha az oranda görülen bir kanser türüdür.
İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre günde 20 sigara’dan fazla içenlerin %40’ı, daha emeklilik yaşına gelmeden ölmektedir. Oysa sigara içmeyenlerde bu oran %15’dir.
Bir de pasif içici kavramı var. Sigarayı içen kişi, eğer filtreli
sigara içiyorsa, bu filtre bir miktar zararlı maddenin geçişini
engelleyebilir. Halbuki sigaranın ucundan havaya karışan duman hiçbir
süzgeçten geçmediği için daha tehlikelidir. Yani uzun süre bu dumana
maruz kalan ve pasif içici denilen kişiler de tehlike altındadır.
Ayrıca unutmamak gerekir ki, sigarayı içen kişi de havaya yayılan bu
dumanı yine solumaktadır. Sigara içilen evlerdeki küçük çocuklarımız
bronşit ve zatürre gibi solunum yolu hastalıklarına daha sık
yakalanırlar. Pasif içici olduklarından akciğer kanseri açısından risk
grubundadırlar ve ileride sigara içmeye daha çok eğimli olurlar.
Özellikle gelişmiş ülkelerde kamuoyuna yansıyan bu sonuçlar ve alınan
tedbirler sonucunda sigara kullanımı %50 ye varan oranlarda
azaltılmıştır. ABD, İngiltere, Kanada bu konuda başarılı ülkeler
arasındadır.
Öte yandan, aynı zamanda sigara üreticisi olan bu ülkeler, gelişmekte olan ülkelerde edindikleri pazarlarını büyütme çabası içindedirler.
Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur ?
20 dk sonra tansiyon ve nabız normale döner.
8 saat sonra vücut kendini yenilemeye başlar. Kan oksijeni normal düzeye çıkar.
24 saat sonra kalp krizi riski azalmaya başlar. 1 yıl sonra yarıya düşer.
48 saat sonra duyu organları iyi çalışmaya başlar. Tat ve koku duyusu düzelir. Cilt kendini yeniler.
72 saat sonra Akciğer kapasitesi artar, solunum rahatlar.
2 hafta sonra efor kapasitesi artar (Yürüme, merdiven çıkma…).
1-9 ay içinde akciğer hücreleri yenilenir. Akciğer hastalıkları (zatürre gibi) riski azaltır. Öksürük, nefes darlığı düzelir.
5 yıl sonra ağız, boğaz, yemek borusu kanserleri riski %50 azalır.
Pankreas, mesane, rahim kanseri riski azalır.
Sindirim sistemi ülseri riski azalır.
Sigara gebelikten önce ya da gebeliğin ilk 3 ayında bırakılırsa erken
doğum riski ve düşük doğum kilolu bebek doğurma riski, içmeyenlerdeki
düzeye iner.
Koroner kalp hastalığı riski sigaranın bırakılmasından 15 yıl sonra sigara içmeyenlerin düzeyine iner.
Aynı evde yaşayan küçük cocuklar ve bebeklerin, solunum yolu hastalıklarına yakalanma riski azalır.
Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir ?
Sigaraya bağlı bir hastalığın ortaya çıkması.
Fiyatın pahalı gelmesi.
Sigaranın zararları hakkındaki yayınlar.
Çevresi tarafından bırakmaya yönelik teşvik, kınama.
Kapalı yerlerde sigara içiminin yasaklanması.
Gelişmiş ülkelerde sigaranın zararları hakkındaki yazılar, sigaranın fiyatı, kınama ve yasaklamalar etkili olmaktadır; ancak, bizim insanımızı bir hastalığın ortaya çıkması daha çok etkilemektedir. Örneğin, kalp krizi geçirmiş veya by-pass ameliyatı olmuş hastaların sigarayı bırakma oranları yüksektir ve başarılıdır.
Sigarayı bırakma yolları nelerdir ?
Akupunktur,
Grup Terapisi,
Hipnoz,
Kişisel çaba ile bırakma,
Farmokolojik tedavi.
Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadıkları tipik kaygı ve sorunlar nelerdir ?
Sigarayı azaltmak mı, tamamen bırakmak mı? Yoksunluk belirtilerinin
daha uzun sürmesine neden olur. Çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır.
Sigara miktarı yine arttırılır.
Ara ara sigara içmek: Vücuda tekrar nikotin etkisini hatırlatır. Zamanla düzenli olarak içmeye dönüşür. Halbuki sigara içilmemesine alışmak daha kolaydır.
Çevre baskısı: Sigarayı bırakanların çoğu çevresi tarafından adeta tekrar içmeye zorlanır. Bu, sigara içenlerin bir kişiyi daha kaybetmelerinden kaynaklanan ilginç bir psikolojik durumdur. Ancak kısa bir zaman içinde arkadaşlarınız da sigara içmediğinizi kabullenip sizi rahat bırakacaklardır.
Katran ve nikotin düzeyi düşük (light) sigara içmek: Bu durumda genellikle günlük sigara adedi arttırılarak eski nikotin düzeyi tutturulmaya çalışılır. Zaten “tehlikesiz sigara” yoktur.
Sorumluluğu başkasına yıkmak: Çoğu kişi sevdiği birisi onu desteklemezse sigarayy bırakmaktan kaçar. Hatta deneyip de başarısız olursa başkasını suçlar. Oysa sigarayı bırakmak öncelikle kişisel bir sorundur, mutlaka kendinize güvenmeyi başarmalısınız.
Şişmanlama korkusu: Gerçekte sigarayı bırakanların
sadece 1/3’ü kilo alır ve bu fark gerçekte 3-4 kg. kadardır. Bundan
daha fazla alınan kilolar kendine güvensizlikten kaynaklanan, sigarayı
elde ve ağızda tutmak alışkanlığının yerini alan, abur cubur atıştırma
alışkanlığıdır. Oysa, gerçekte sigarayı bırakmaktan dolayı ilk günlerde
açılan iştah, kısa bir süre sonra normale döner.
Yoksunluk belirtileri: Şiddetli nikotin arayışı, gerginlik, kızgınlık,
huzursuzluk, sinirlilik, uyku kalitesinin bozulması, iştah artışı ve
benzeri belirtiler olabilir. Bu belirtiler geçicidir ve vücudun kendini
onardığını gösterir. Örneğin, öksürük ve balgam artışı, solunum
yollarındaki titrek tüylerin zehirli maddeleri atmak için görevlerini
yerine getirmeye başlamasından kaynaklanır. Yoksunluk belirtileri
sigara bırakanların 2/3’ünde görülür. Belirtiler, ilk 72 saat içinde
şiddetlidir. 7-10 gün içinde azalarak ortadan kalkar.

