Kesin
nedeni Bilinmeyen bu hastalığın kesin tedavisi de yok. Birçok
organımızı farklı etkiliyor ve ancak multidisipliner bir çalışmayla
kontrol altına alınabiliyor..
Eski
çağlardan beri var olduğu sanılan bir hastalıktır. Hipokrat
tarafından Behçet Hastalığı na benzer bir tablo ateşli ve
salgın hastalık olarak tanımlanmıştır. Tıp literatüründe bir Türk
ismiyle tanımlanmış ve kabul görmüş bir hastalık olan Behçet
Sendromu ilk kez 1937 yılında cilt hastalıkları profesörü olan
Hulusi Behçet tarafından tanımlanmıştır. O dönemde tarif edilen üç
olguda ağız, genital organ yaraları ve göz tutulumu vardı. Ancak
günümüzde pek çok organ ve sistem tutulumu olduğu anlaşılmış ve
klinik belirtilerin de çeşitliliği artmıştır.
Behçet
hastalığının başlangıç yaşı genellikle 15-30 yaşları arasında
olmaktadır.Ancak çocukluk yaşları ve 50 yaş üzerinde de
görülebilmektedir.Genç ve erkek cinste daha şiddetli seyreden bir
hastalıktır. Akdeniz kuşağında daha sık görüldüğü tarzında bir
görüş vardır.Ayrıca HLA B51 isimli bir doku grubu taşıyan
kişilerde daha ağır tablolara yol açabilmektedir.
Hastalık
sistemleri tutan bir vaskülit yani damar iltihaplanması
tablosudur. Bu hastalığa neyin ya d a nelerin neden olduğu ya da
hastalığı başlattığı konusunda pek çok teori olmasına rağmen
halen günümüzde kesin olarak neyin neden olduğu
bilinmemektedir.Buradan da anlaşılabileceği gibi tedavinin de
kesin sonucu olamayacaktır.
Belirtileri
Behçet hastalığının belirtileri ağızda tekrarlayan yaraların
(oral aft) yada hafif deri yakınmalarının olduğu silik klinik
tablolardan, büyük damar vaskülitine kadar
ağır
tablolara dek değişiklik gösterebilir. Basitçe sıralamak
gerekirse ; ağızda ülserasyonlar, genital bölgede
ülserasyonlar,deri belirtileri, göz tutulumu, eklem tutulumu, toplar
damar iltihaplanması(tromboflebit), nörolojik tutulum ve mide
barsak sistemi tutulumu söz konusu olmaktadır.
Yukarıda
sayılan belirtilerden oral aftlar hemen bütün hastalarda bulunan
en sık görülen belirtidir. Genellikle yarım santimetreden küçük
tekrarlayıcı tarzda ağrılı aftlardır. Büyük olanlar beslenme
güçlüğüne yol açabilirler. Genital bölgede yer alan yaralar
genellikle zımba ile delinmiş görüntüsü veren
ülserlerdir.İyileşirken genellikle iz bırakırlar ve teşhis
açısından oldukça yardımcı ve faydalı bir belirti
oluştururlar.Hastalarda görülen deri lezyonlar çok çeşitli
olabilmektedir.Bu belirtilerden birisi olmak üzere özellikle
Türkiye,Japonya ve diğer Akdeniz ülkelerindeki hastalarda daha sık
bulunan Paterji testi ismi verilen bir bulgudur.Bu testin
pozitif oldu hastalarda steril bir enjeksiyon iğnesinin
batırıldığı cilt alanında bir iltihaplı cilt bulgusu elde
edilmektedir.
Göz
tutulumu genellikle hastalığın başlangıcındaki ilk iki yıl
içinde görülür.Gözün ön ve arka kısımlarını birlikte etkileyen
bu tutulum hastaların %10-20 sinde körlüğe yol açmaktadır.
Eklemlerden en çok diz ve ayak bileği ve el bileği
hastalığa katılır.Eklem lerdeki iltihabi tablo birkaç günden
birkaç haftaya dek uzayabilir.Ancak şekil bozukluğuna neden olmaz.
Toplar
damar tutulumu hastaların neredeyse dörtte birinde
görülmektedir.Hemen daima erkek hastalarda görülen bir tutulumdur.
Atar damar tutulumu genellikle hastalığın geç dönemlerini
tercih etmektedir.Anevrizma denen atar damar baloncuklanması ve
damar tıkanması seklinde karşımıza çıkmaktadır .Anevrizmanın
patlayarak ölüme neden olması söz konusu olabilmektedir.
Merkezi sinir sisteminin hastalığa yakalanması oranı çok yüksek olmamakla birlikte ciddi ölüm
nedenlerindendir.Birçok
bulgu ve belirtinin yanı sıra psikiyatrik klinik tablolarla da
karşılaşılabilinmektedir.Mide barsak sisteminin hastalığa katılımı
seyrek olmakla birlikte barsaklarda ülser oluşumu bilinmektedir.
Behçet
sendromunu teşhis ettiren özel bir laboratuar bulgusu yoktur.
Hekimin yukarıdaki klinik veriler ile birtakım laboratuar
değerlerini birleştirip ayrıca uluslar arası çalışma gruplarınca
sıralanmış bazı tanı kriterlerini göz önüne alarak kanaat
oluşturması ile bu hastalığın varlığına karar verilebilmektedir.
Hastalık tablosu zaman zaman iyileşmeler ve alevlenmelerle
seyreden bir tablodur.Yaşın ilerlemesi ile iyilik hali zamanı
uzar ve alevlenmeler azalır.
Yukarıda
da belirttiğimiz gibi hastalığın nedeni bilinmediği için kesin
tedavisi de yoktur. Pek çok organ ve sistemi ilgilendirdiği
görülen hastalığın tedavisinde de çok ayrı branşlardan hekimlerin
tedavi katkısı olmaktadır. Böyle bir olguda hekimler arası
işbirliği tedavinin başarısı ve hastanın sağlığı yönünden özel
önem arz etmektedir. Zaten günümüzde Behçet sendromu
mültidisipliner anlayış ile takip merkezlerince değerlendirilip
tedavisine çalışılmaktadır.
Doç.Dr. Sabahattin Gül - İç Hastalıkları Uzmanı - TÜRKİYE HASTANESİ
Hulusi Behçet Kimdir?
Tanımladığı
bir deri hastalığı, Behçet Hastalığı adıyla dünya tıp literatürüne
geçen, deri ve zührevi hastalıklar uzmanı Ordinaryüs Profesör Hulusi
Behçet geçirdiği kalp krizi sonucu 8 Mart 1948’de öldü. 1889’da
İstanbul’da doğan Behçet, Tıbbiye’yi bitirdikten sonra,Gülhane Tıp
Akademisi’nde, Kırklareli ve Edirne askeri hastanelerinde çalıştı.
1918’de konusuyla ilgili araştırmalar yapmak üzere önce Budapeşte’ye,
ardından Berlin’e gitti. Yurda döndükten sonra bir süre serbest
çalıştı. 1923’te Hasköy Zührevi Hastalıklar Hastanesi’ne başhekim
olarak atandı; daha sonra Gureba Hastanesi’ne geçti. 1933 Üniversite
Reformu’nda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri Hastalıkları ve
Frengi Kliniği profesörlüğüne getirildi. 1939’da ordinaryüs profesör
oldu. O güne değin farklı uzmanlık dallarındaki bilim adamlarının
değişik biçimlerde tanımladığı deri hastalığını, 25 yıllık bir
araştırma sonucu tamamladı. Körlüğe yol açan bu hastalığa bir virüsün
neden olduğunu saptadı. Yaptığı bilimsel araştırmaları yerli ve yabancı
tıp dergilerinde yayımladı. 1947’de Cenevre’de toplanan Uluslararası
Tıp Kongresi, hastalığa “Morbus Behçet” (Behçet Hastalığı) adını verdi.
Şark çıbanı konusunda da araştırmalar yapan Behçet’in çok sayıda
bilimsel yayını vardır.